Sözlükte "tımar" ne demek?

1. Yara bakımı; anadolu selçukluları ve osmanlılarda, belirli görev ve hizmet karşılığında kişilere verilen, yıllık geliri 3-20 bin akçe olan toprak.
2. Ağaç bakımı.
3. Binek hayvanlarının kıllarını, derisini temizlemetımar

Cümle içinde kullanımı

Tımar tam bir saat sürüyor, yarım saat hayvanın bir tarafı, yarım saat öbür yanı.
- H. Taner

Tımar kelimesinin ingilizcesi

[Timar] n. grooming, currying, feudality, fief, feud, benefice, manor, vassalage, vavasour
Köken: Farsça

Tımar ne demek? (Ticari terimler kategorisi)

Osmanlı toplumsal düzenine göre, bir kısım toprakların gelirlerini kendi nam ve hesabına toplama yetkisi savaşta yararlık gösteren komutanlara, yüksek dereceli memurlara ve diğer görevlilere bırakılırdı. Bu kimseler geçimlerini veya hizmetlerinin karşılığım bu gelirlerden sağlar fakat devlete de, tüm donatımıyla birlikte "cebelu" adı verilen atlı askerler beslerlerdi. Tımar, yıllık geliri 20 bin akçeye kadar olan topraklarda, asker besleme karşılığı vergi toplama hakkını ifade eder. Yıllık olarak 20 bin ile 100 bin akçe arasında gelir getirecek topraklar "zeamet", 100 bin akçenin üzerinde gelir getirecek topraklar da "has" adını alıyordu. Ancak uygulamada has, zeamet veya tımar olsun, bu nitelikteki toprakların tümü tımar olarak da adlandırılabilirdi. Esasen asker besleme yükümlülüğü karşılığında vergi toplama yetkisinin verilmesine "dirlik" denir. Dolayısıyla tımar, zeamet ve has ufaktan büyüğe doğru başlıca üç dirlik dilimini ifade eder. Kendisine tımar tahsis edilen, diğer bir deyişle, tımar tasarruf eden kimseye tımarlı sipahi" adı verilir. Askeri görev karşılığı toprak gelirlerinin tahsisi olayına hemen hemen tüm Kapitalizm öncesi toplumlarda rastlanır. Bu tür uygulamalar, vergileri merkezi hükümet adına toplayarak dağıtacak etkinlikte bir kamu örgütünün bulunmamasının bir sonucudur. Sipahiler, merkezin onayladığı bir berat karşılığında tımar tasarruf edebiliyorlardı. Ancak belirli bir miktarın altındaki tımarları beylerbeyi, merkeze danışmadan tahsis edebiliyordu. Bu gibi düşük gelirli tımarlara "tezkiresiz tımar" denmekteydi. Her taht değişikliğinde tımar sahibi tezkiresini yeni padihaşa onaylatmak zorundaydı. Merkez, beratları yenileyip yenilememe hakkını elinde tutarak, soylu bir tabakanın oluşmamasını denetleyebiliyordu. Hükümdar, gereğinden fazla güçlendiği sonucuna varılan kişilerin topraklarını müsadere edebiliyordu. Her tımarlı sipahi, tasarruf ettiği dirlik dilimi içinde gelirini artırma, ya da bir üst dirlik dilimine geçme olanağına sahipti. Seferberlikte başarı göstermek, ya da devlet için yararlı hizmetlerde bulunmak, yükselmek için bir neden oluştururdu. Dirlik sahiplerinin tımardan zeamete ya da zeametten has dilimine yükselme olanağı bulunmakla birlikte, dirliklerinin tamamını oğullarına miras olarak bırakamazlardı. Miras kalan bölüm, "kılıç" adı verilen asgari bir payı geçemezdi. Bu durum, babadan oğula toprakların genişleyerek soy kurulmasına karşı bir önlem niteliğindedir. Osmanlı toprak düzenine "miri toprak düzeni" denir. Toprağın mülkiyeti devlete aittir. Toprağı işleyen ise reaya denilen çiftçi sınıftır. Reaya toprağın işlenmesi karşılığındaki vergileri tımarlı sipahisine öder. Tımarlı sipahi, toprak gelirinin ilk 3 bin akçesi kendisine kalmak üzere gelirinin her 3 bin akçesi için tüm donamıyla birlikte atlı askerler (cebelu) beslemek zorundaydı. Sistemin temelini oluşturan bu tip tımarlara "eşkinci tımarı" deniyordu. Ancak eşkinci tımarı dışında tımarlar da vardı. Bazı dirlik sahipleri, tımarlarına karşılık bulundukları kalenin savunmasıyla yükümlü tutulmuşlardı. Bu tip tımarlara da "müstahfaz tımarı" deniyordu. Bir de bir köprünün onarımı, bir yolun bakımı gibi belirli hizmetler karşılığında verilen tımarlar vardı. Bunlara da "hizmet tımarı" adı verilmiştir.